İlk Ayrılık: Anaokulu

 

Anaokulu, çocuğunuzun hayatı tanıma yolunda, ailesinden sonra ikinci durağıdır. Dönüm noktalarından biri olan okulda, yeni bilgiler öğrenir, beceriler kazanır ve geliştirir, ilişki kurmayı öğrenerek sosyalleşmeye başlar. Birey olma yolunda önemli bir adımdır. Hem bilişsel, hem fiziksel, hem de psikolojik olarak geliştiği bu dönem aynı zamanda kaygıların eşlik edebileceği bir yolculuk olabilir. Çocuklar ve anne-babaların zaman zaman zorlandığı anlardan biri de ayrılık anlarıdır.

Geçici olarak nitelendirebileceğimiz bu sürece hemen hemen her çocuk-ebeveyn ilişkisinde karşılaşmaktayız. “Ayrılma kaygısı” olarak adlandırdığımız bu durum, çocuğun anne ya da annesi yerine bakım veren ilk kişiden ayrıldığında yaşanan yoğun kaygı halidir. Bu kişi, onun ilk doğduğu andan itibaren onun hem fiziksel (beslenme, temizlik, vb…), hem de duygusal (sevme, sevilme, korunma, sakinleştirilme, vb…) tüm ihtiyaçlarına cevap veren kişidir. Oldukça normal olan bu kaygıyı çocuğunuzun gelişim basamaklarından biri olarak görebilirsiniz. Bakım veren kişi ile çocuk arasındaki bağın gelişmesi ile ayrılık kaygısı birinci yaştan itibaren gözlemlenebilir ve genellikle 4 yaşına kadar sürebilir.

Çocuğunuzun en güvenli ortamından bütünüyle yabancı bir ortama geçişinde yaşadığı ufak kaygılar anneden ayrılması gerektiği an girilen aşırı sıkıntı, huzursuzluk ve mutsuzluk/ağlama krizleri olarak gözlemlenir. Kimi zaman bunlara ek olarak, mide bulantısı, kusma, karın ağrısı gibi fiziksel tepkiler de eşlik edebilir. Ayrılık kaygısının yoğunluğu, çocuğunuzun okula ve yeni sosyal çevresine uyumunu olumsuz olarak etkileyebilir.

Ona bakım veren kişinin kaybolacağı ve onu bir daha göremeyeceği korkusu ile yalnız ve korumasız kalmışlık hissi ile bu tepkiyi veren çocuk, korktuğu durum gerçekleşmesin diye annesini gözünün önünden ayırmak istemez. Sadece ilk ayrılık olarak kabul edebileceğimiz okula bırakırken değil, ev içinde ve diğer sosyal ortamlarda da bu kaygıyı yaşayabilir; uyumakta zorlanabilir ve uykuyu reddedebilir; sosyal ortama girmez, parkta arkadaşlarıyla oynamak yerine, annesinin yanında kalmayı tercih edebilir.

Evden ayrılarak, okula başlayan her çocuk kısa süreli kaygı yaşayabilir. Ancak annenin/bakım veren kişinin kaygılı bir psikolojik yapıya sahip olması; çocuğa aşırı koruma ve aşırı ilgili tutumu, çocuğa yansıyarak yaşanan kaygının yoğunluğunu arttırmaktadır. Annenin, çocuğu bırakmak istememesiyle, çocuk da anneden ayrılmak istemeyecektir.

 

Çocuğunuzun ayrılma kaygısıyla baş edebilmek için;

  • Çocuğunuza mutlaka erken dönemde (3 yaş civarı) yuva deneyimi yaşatın. Küçük oyun grupları ile başlayabilirsiniz.
  • Vedalaşma anını yaşamaya çalışın. Çocuğunuza hoşça kal derken, onu öpün ona sarılın ve okul bitince tekrar onu alacağınızı hatırlatın. Onun ayrılığı reddedişine göre bu süreyi uzatmak, kaygısını yoğunlaştıracaktır. Vedalaşma rutini oluşturabilirsiniz.
  • Yuvanıza ve öğretmenlerinize güvenin. Öğretmenleri ile iletişim içinde olun. Aklınıza takılanları sormaktan çekinmeyin.
  • Kendi kaygılarınızı çocuğunuza belli etmemeye çalışın. Yaşadığınız yoğun duygular aranızda bir etkileşim yaratarak onun da kaygısının ve tepkilerinin artmasına neden olacaktır.
  • Sizden ayrılmakta zorluk çekiyorsa, bir başkasının okul kapısına kadar götürmesini deneyin. Bu aileden başka biri veya servis olabilir.
  • Okuldan alma saatinizi aşmayın. Bırakırken onu alacağınızı söylediğiniz saatte yanında olmanız güven açısından oldukça önemlidir.
  • Okul süreci içerisinde gerilemeler yaşayabilirsiniz. Tatiller, hastalıklar gibi okuldan uzaklaşmalar veya aile içinde yaşanan travmatik durumlar (taşınma, ölüm, boşanma, hastalık,…) okula uyumda gerilemelere yol açabilir. Açıkça çocuğunuzla konuşmak ve sürece baştan başlamak, onu ve korkularını anlamak adaptasyonu yenilemesini sağlayacaktır.
  • Unutmayın, bu süreç geçicidir. Çocuğunuzun her zaman sevgi ve anlayışa ihtiyacı vardır.

 

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir